Bir ilk cümleye hep ihtiyaç duymuştur hikayeler. Öyle ilk cümleler vardır ki gözlerinizden çengelli iğnelerle yakalar sizi ve içine çeker acımasız bir vakum misali. Gözleriniz acır ama duyumsamazsınız, çünkü artık dış dünya sanki yokolmuş ve hikaye başlamıştır sizin için.
İlk cümlemde kayalara dair bir hikaye anlatmak istiyorum.
Yıllar önce bir kaya yaşardı özlemin save edilip tekrar tekrar oynandığı bir dağ başında.
Rengi uçsuz bucaksız bir kahveydi. İçimi güzel kahvelere has bir renkti.
Kayanın bir dileği vardı. İlk cümlesini söyleyebilmek istiyordu.
Kayanın ağzı yoktu.
Kaya çaresizdi.
Bir gün, çıngırak sesleri duydu kaya. Bir sürü yaklaşıyordu uzaktan. Başında esmer tenli, saçları yağlanmış bir çoban bulunan bir sürüydü bu.
Çoban gelip kayanın üzerine oturdu. Bıçağını çıkarıp kayanın üzerine bir cümle kazıdı.
Kaya sevinçten uçabilirdi. Artık bir ilk cümlesi vardı.
Yıllar sonra bu kayanın üzerinde şu cümleleri okudu başka birisi.
"Hikayemin son cümlesidir okuduğun."